← anasayfa

Komünist Gerçekçilik — Joshua Clover

Joshua Clover’ın “Communist Realism” başlıklı yazısının çevirisidir. Orijinal metin: Alison Shonkwiler & Leigh Claire La Berge (ed.), Reading Capitalist Realism (Iowa City: University of Iowa Press, 2014), s. 242–247.

“Kapitalist gerçekçilik”, “gerçeğini” Reelpolitikten alır: sermaye birikiminin buyruklarınca çoktan onaylanmış imkanların ötesindeki diğer imkanların ideolojik olarak kapatılması, üst sınır Metternich, alt sınır Cheney. Bir kavram olarak bu, rasyonel beklentilere ilişkin köklü bir totolojiyi açığa çıkarmanın hoş, tavizsiz bir yoludur — belirli bir tür nicel düşüncenin, ölçülebilir amaçlara ulaşmak için retroaktif bir şekilde ayrıcalıklı araç hâline geldiği örtük biçime ilişkin totolojiyi açığa çıkarmanın bir yolu, ki bu amaçlar zaten nicel bir mantık uyarınca belirlenmiştir. “Rasyonel beklenti” fikrinin ta kendisi, kazanç elde etmeye yönelik, araçsal bir beklenti taşıdığı kabul edilemeyen her türlü düşünceyi, irrasyonelin ve gerçekdışının âlemine mahkûm eder. Bu egemen fikir, kazancın giderek daha zor elde edildiği kriz vakitlerinde daha da kuvvetlenir ve böylece düşünce ve eylemin daha da geniş alanlarını, gittikçe daha katı bir şekilde yönetmek zorunda kalır.

Bu bakımdan kapitalist gerçekçilik ne bir estetik biçim ne de bir temsil stratejisidir. Hatta, bu tür meselelerin bir kenara itilmesi olarak değerlendirilmesi daha doğru olabilir. Estetik, temsil, kültür—hepsi, Simon During’in Endgame Capitalism1 dediği çağda kendini giderek daha anlamsız/gereksiz bir şekilde gösterir. Bu yüzden, bu terimi edebiyatla ya da genel olarak kültürel üretimle ilişkilendirerek hata yaptığımızı düşünüyorum — onu bir tür sınır ve musibet olarak görmek dışında.

Fakat, bu problemi ele almanın belki başka yolları da vardır. Daha kapsamlı bir soru olarak, gerçekçiliğin sermayeyle ne gibi bir ilgisi vardır? “Gerçek” kelimesi Marx’ın izahatinde birkaç önemli rol oynar. Gerçekleşme (Realization), halihazırda-değerlenmiş metanın artı-değerini mübadele anında kâr olarak ortaya çıkarma çabası, edebi gerçekçiliğin malzemesinin büyük bir kısmını sağlar: George Eliot için proskenyon, Flaubert için yeni ve acımasız bir din, Baudelaire’in sapmaktan kendini alıkoyamadığı karanlık orman (kaçınılmaz olarak cehenneme çıkan). Ancak bu dolaşım alanı sermayenin gerçekçiliğinin yalnızca bir parçasıdır ve can alıcı noktanın kendisi de değildir; bunun üretim alanında bir dengi vardır. Gerçek boyunduruk (Real subsumption), endüstriyel çalışma alanının ve üretim tarzının buyruklarına göre emek gücünün şekillendirildiği ve disiplin altına alındığı sürecin eğilimsel tamamlanışı, çağın nice büyük anlatısı için sahneyi sağlar.

Balzac, her zamanki gibi, her ikisinin de hakikatini barındırır. Ancak ikinci kategoriye, üretimin gerçekçiliğine, onun en büyük hayranlarından birini de dahil etsek iyi olacaktır. Kapital‘in birinci cildinin 10. ve 15. bölümleri, mutlak ve göreli artık değer boyunca gerilen sinirlerin, beynin ve kasların sayıp döküldüğü, Marx’ın kendi on dokuzuncu yüzyıl romanlarıdır — gerçekçiliğin sefil zaferleri. Gerçekçiliğin, iş günü üzerine ve insan ile makine, değişken ve sabit sermaye arasındaki güç dengesi üzerine verilen mücadeleye uygun olan edebi tarz olduğunu öne sürmek hiç de yersiz olmaz. Sınıf mücadelesindeki bu belirleyici muharebeler kazanılınca, yani kaybedilince, edebi gerçekçilik tükenmekten ziyade nesnesiz kalır; antagonizmanın sahası bilincin sahasına sıçrar ve Batı modernizmi soyut bir hışımla kendini dayatır. Bu, gerçeğin batışıdır. ACEL. Glaxo. Kreemo. Toffee.

Fakat Marx’taki “gerçek” varlığını sürdürür. “Mevcut durumu ortadan kaldıran gerçek hareketi”2 halen düşünebiliriz. Marx’ın komünizm tanımı, yazılarında İngilizcede “gerçek” şeyin Almancada “gerçek” olmadığı ender durumlardan biridir. “Gerçek hareket”, die wirkliche Bewegung‘dur, ve çeviri, hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, sonuçları olan bir muğlaklığa açılır. Bewegung basit bir sözcük değildir: bizatihi hareketi imlemesinin yanı sıra, toplumsal ya da politik bir harekete de gönderme yapabilir. Bu durum, açıkça ya da daha sıklıkla örtük olarak, “gerçek hareket” kavramının, hareket halindeki aktörlerin doğru bir şekilde dizilişini — komünizmin hakikatini elinde tutan, kapitalizmi ortadan kaldırabilecek kurumsal gücü — imler biçimde yorumlanmasına imkan tanımıştır. Böylece “gerçek hareket”, esasında, partidir.

Bu anlayışa eşlik eden estetik tarza “sosyalist gerçekçilik” diyoruz; dolayısıyla, Top Oynayan Kedi Mağazası‘ndan Ve Durgun Akardı Don‘a uzanan yüzyıl, bileşik ve eşitsiz bir gerçekçilik yüzyılıdır. Ama bu, hiç değilse örtük olarak, Sovyet karakteristiklerine sahip gerçekçiliğin—devlet gerçekçiliğinin—zaferinin, sosyalizmi devlet kapitalizmi olarak anlamaya yönelik argümanının ana hatlarını çizdiğini kabul etmek demektir. Kapitalizmler hak ettikleri gerçekçilikleri bulur ve vice versa.

Peki o halde, gerçekçiliğin Sovyet varyantını önceleyen —üstelik bu akım, Anglo-Avrupa modernizmiyle çeşitli benzerlikler taşımasına rağmen, kapitalist üretim ilişkilerindeki gelişmelere kolayca bağlanamayan— Rus-Sovyet modernizminin patlak vermesini nasıl anlamlandırırız? Sovyet modernizminin yerini aldığı proto-gerçekçilik hâlâ kiliseye, askeri kampa ve hepsinden çok da, bir uçta ısrarla süren tarımsal feodalizm ile diğer uçta hâlâ piyasadan çok sarayın damgasını taşıyan yeni doğan kentler arasındaki muğlak ilişkiye kök salmış durumdadır. Doğu modernizmi, tüm bu malzemenin içine fırlatıldığı bir girdap olarak gelir, denize savrulmuş bunca atık, çatlayarak ve girdaplanarak ve, kurtulmuşlarsa, tümüyle dönüşmüş olarak. Gerçekçilik — zhdanovshchina‘ya doğru her şeyi öğüterek ilerleyen kendine özgü varyant — bir yüzyıl önce Anglo-Avrupa modernizmine de bağlamını sağlamış reel ekonominin dayatılmasını ve taç giymesini beklemek zorundadır. Stalin, 1928’de Birinci Beş Yıllık Plan’ı ilan ederken şöyle diyordu: “İleri ülkelerden elli ya da yüz yıl gerideyiz. Bu mesafeyi on yılda katetmeliyiz.” 1932’de Moskova ve Leningrad Sanatçılar Birliği kuruldu ve Sovyet modernizminin ruhu tarihe karıştı.

Tam da bu Doğu modernizminin vakitsizliğidir ki (en azından Batı’nın bakış açısından), onun olağanüstü hırslarını/tutkularını kavramak için bir bağlam sunar. Braque ve Picasso’nun eriştiği resimsel yanılsamanın çözülüşü, neden Süprematizm’in temsili ortadan kaldırması karşısında ürperir? Batı’nın hiçbir edebi hamlesi, neden Khlebnikov’a yakışacak bir şekilde mutlak olana doğru bir kaçış/uçuş gerçekleştirmez?

Bu sorulara bir yanıt vermeye girişmek için (ve nihayetinde mümkün olan tek şey, bir başlangıç yapmaktır), die wirkliche Bewegung‘a ilişkin önceki yorumumuzun yetersiz, hatta hatalı olduğu hakikatiyle yüzleşmeliyiz. Bağlamı gözardı ederek Bewegung‘un anlamını çok kolay şekilde kabul ettik. Zira wirklich sözcüğünün kendisi de basit bir sözcük değildir. Edimsel (actual) ve içsel (intrinsic) anlamlarını da kapsayan bu sözcük, bizi Bewegung‘u kapitalizmin tarihsel gerçeği boyunca uzanan bir hareket, kendi kendini motive eden bir devinim, bir dinamik olarak anlamaya götürmelidir. Politik bir düzen değil, politik ekonomiden kaynaklanan bir hareket. “Gerçek hareket”, kapitalizmin kendisini gerçekleştirdiği ve ortadan kaldırdığı hareket yasalarından başka bir şey değildir. Demek ki bu, bir parti ya da politik bir form değil, bizzat değer yasasının kendisidir: yasanın serbest bıraktığı ve ardından onu kaçınılmaz biçimde, sınırından hiçbir değerin geri dönmediği o keşfedilmemiş ülkeye doğru sürükleyip götüren o “hareket halindeki çelişki”3.

Değer, sermayenin gerçeğidir —burada Lacancı anlamı çalınıp Marx için yeniden işe koyulmuş anlamıyla. Değer, üretimde soyut emek-zamandan donup kalmış, ancak kamu önünde fiyat olarak kusurlu bir şekilde sembolize edilmiş halde boy gösteren, piyasanın koridorlarında durmaksızın devinen, mübadele anında - devrenin point de capiton‘u - anlık olarak sabitlenen ve ardından tüketilen ya da yeniden harekete geçirilen o indirgenemez ilişkidir. Üretimi ve dolaşımı birleştiren, tam olarak bu süreçtir, gerçek boyunduruk ile gerçekleşme, tekil bir sürecin uğrakları olarak kendilerini ortaya çıkarırlar-sistemik birikimin dayandığı reel ekonomi.

Sermayenin gerçeği olarak değer, örtüsü olmaksızın asla görünemez. Dolayımsız bir değer hayali, çarpıtılmamış ve gizlenmemiş, tam da olası her aşmanın sınırıdır. Proudhon’un “zaman fişleri” değeri sanki doğal bir şeymiş gibi ele alır ve sermayenin gerçeğinin önümüze koyulabileceğini, bilinebileceğini, kapitalistsiz kapitalizmi basitçe onaylamaksızın, öne sürer (Marx’ın nihai reddi bu yüzdendir: “küçük burjuva”).

Ancak hatırlamak zorundayız ki komünizm ifşa/açığa çıkma/vahiy olarak değil, ilga olarak gelir. Komünizm tam da değer biçimini ortadan kaldırmış olduğu kadar “gerçek”tir (Lacan’ın özellikle kapitalizmin psikanalizi olması bundandır). Ve bu da bizim nihai gerçeğimizdir, Kapital‘de ancak bir ufuk olarak görünen Komünizm, gerçekçiliğine sermayenin gerçeğini ortadan kaldırarak ulaşır; gerçek hareket, die wirkliche Bewegung budur. Bu hareketin estetiği, sırf kışkırtmak için bile olsa, komünist gerçekçilik diye adlandırılması gereken şey olacaktır.

Malevich’in, tek bir geometrik biçime indirgenmiş, “Kırmızı Kare”sinin adının aslında “Köylü Bir Kadının İki Boyutta Resimsel Gerçekçiliği” başlığını taşıdığı genellikle gözden kaçırılır ya da şaka olarak geçiştirilir.

Ama bu, zaum‘dan Vitebsk atölyesinin soyutlamasına ve ötesine uzanan Sovyet modernizminin karmaşık estetik rejiminin, bundan ötürü gerçek bir komünizme göre anlaşılması gerektiğini ileri sürmek değildir. Öncelikle Makhno’nun siyah ordusunun açtığı alanda kısa süreliğine hayatta kalan Ukrayna anarşizmine dikkat etmeliyiz; sanat tarihinin bu uğrağı içinse T. J. Clark’ın Farewell to an Idea’daki “God Is Not Cast Down” bölümü halen en belirleyici anlatı olmayı sürdürüyor.4 Bu dönem üzerine düşünürken hatırlarız ki anarşizmin kendisi değer biçiminin bir dostu değildir. Ancak ne Huliaipole’de ne de Moskova’da değer biçiminin aşılması başarıya kavuşturulabildi; olayların acı gerçeği. Yine de, bir an için dünya başka türlü yerçekimi yasalarına, tamamen farklı bir fiziğe riayet ediyor gibi görünmüş olmalıydı, soyut emeğin ölü ağırlığından bile geçici olarak kurtulmuş gibi. Yoksa Malevich’in uçağı, Apollinaire ile Delaunay’nin uçaklarının üstüne başka nasıl tırmanır? Khlebnikov’un tasarladığı tanrı ve kuş dilleri, onun güneşe karşı zaferi — başka nasıl?

Mayakovsky, Khlebnikov için “üreticilere göre bir şair” demişti. Hiç kuşkusuz, başka bir türden üretimi, değerin ötesindeki üretimi kastediyordu. Bu, kapitalist olmayan bir gerçekçiliğin zemini olurdu; Mayakovsky’nin 1917 manifestosunun toprağı da budur. “Geçmiş çok dar geliyor. Akademi ve Pushkin, hiyerogliflerden bile daha anlaşılmaz. Pushkin’i, Dostoevsky’yi, Tolstoy’u, vesaire vesaireyi Modernite Gemisi’nden denize fırlatın.”5 Burada Marx’ın muammalı formülasyonunu duymamak imkansız: “Bu nedenle, değerin ne olduğu, alnına yazılmış değildir. Aksine, değer her emek ürününü toplumsal bir hiyeroglife çevirir. İnsanlar, sonradan, kendi toplumsal ürünlerinin gerisinde yatan sırra ulaşmak için, hiyeroglifin anlamını çözmeye çalışır; çünkü, kullanım nesnelerinin değerler olarak belirlenmeleri, insanların dilleri kadar toplumsal bir üründür.”6

Komünizmin sırrın ardına varmayı, hiyeroglifin yerine değer biçiminin ötesinde bir dil koymayı başaramaması — yeni güneşten sosyalist gerçekçiliğe yuvarlana yuvarlana alçalışın anlattığı hikâye budur. Mayakovsky, her zaman hatırlamaya değer, tam da bu dönemin içinde yazdı ve öldü. Şok edici bir sıklıkla, Mayakovsky’nin komünizmin vahşetinin bir kurbanı olduğu bize anlatılır. Bu yanılgının kendisi kapitalist gerçekçiliği anımsatır, her türlü aşırılığa beslediği sakin düşmanlığıyla. Mayakovsky devrim yüzünden değil, devrimin başarısızlığı yüzünden öldü. Toplumsal hiyeroglifin fermanla yeniden yazılışı sırasında kan kaybından öldü. “İlk aşkını unutmayan, son aşkını tanımayacaktır”; bu da bir gerçekçiliktir. Gerçekçiliğin ilk aşkı sermayenin kendisiydi; nasıl unutabiliriz?

  1. Simon During, Exit Capitalism: Literary Culture, Theory and Post-Secular Modernity (New York: Taylor & Francis, 2010), v. 

  2. Karl Marx and Friedrich Engels, The German Ideology (New York: International Publishers 1970), 57. 

  3. Karl Marx, Grundrisse: Foundations of the Critique of Political Economy, trans. Martin Nicolaus (London: Penguin, 1993), 706. 

  4. T. J. Clark, Farewell to an Idea: Episodes from a History of Modernism (New Haven, CT: Yale University Press, 2001), 15–54. 

  5. Anna Lawton, Words in Revolution: Russian Futurist Manifestoes, 1912–1928 (Washington, DC: New Academia Publishing, 2005), 51. 

  6. Karl Marx, Capital, 3 vols. (London: Penguin, 1992–1993), 167.